• Makalelerim ve yazılarım

    Güncel bilimsel gelişmelere ve popüler bilime dair yazılarım

2012 YILININ EN ÖNEMLİ BİLİMSEL KEŞİFLERİ

By admin
Nis 26th, 2014
0 Comments
389 Views

SES2012 yılı, çok sayıda bilimsel keşfe imza attı. Ancak şüphesiz bazılarının yeri, bilim tarihi kitaplarına geçecek kadar mühim… İşte bu keşiflerden bazıları…

HİGGS BOZONU

2 Temmuz’da CERN’deki fizikçiler 50 yıllık araştırmalarının sonucunu aldılar ve Higgs bozonunu keşfettiklerini ilan ettiler ve bu keşif tüm dünya medyasında yer aldı. Peki neydi bu Higgs bozonu? Gelin kısaca bir hatırlayalım…

Evrenin tek bir patlama ile sıfır hacimden meydana geldiği andan, yani Big Bang’den önce, madde hiç yoktu. Madde, Büyük Patlama’dan sonra okuştu. Maddenin oluşması için, ilk olarak atoma ve doğal olarak atomu oluşturacak atom altı parçalarına ihtiyaç vardır. Ancak; problem şudur. Atomların biraraya gelebilmeleri için bir kütlesi olması gerekir ve maddenin bu aşamada henüz bir kütlesi yoktur. Maddenin var olabilmesi için, bir kütle kazanması başka bir deyişle sıfır hacimden var olması gerekir. İşte bu noktada devreye Higgs bozonu girer. Atomlar, Higgs alanı denilen bir alandan geçerek kütle kazanırlar ve bu sayede de madde meydana gelir. CERN’deki direktörlerin “Higgs bozonu olmasa, biz de olmazdık” demelerinin sebebi de budur. Çünkü Higgs bozonu olmasaydı; madde varolamazdı ve dolayısıyla biz de olamazdık.

KUANTUM IŞINLANMADA MESAFE REKORU

9 Ağustos’ta Çin’den ve Avusturya’dan iki araştırma ekibi, kuantum parçacıklarını 50 milden uzun bir mesafeye ışınlayarak bilim dünyasında bir dünya rekoruna imza attılar. WIRED’ın 2012 yılının en önemli bilimsel keşifleri listesine dahil ettiği bu dünya rekoru peki ne anlama geliyor?

Atomlar dünyasında, çok enteresan bir olay gerçekleşir. İki parçacık, birbirlerinden kilometrelerce dahi uzakta olsalar; bir bütün gibi, tek vücut olarak hareket ederler. Başka bir deyişle, bir parçacığı alın Çin’e koyun, diğerini de Avusturya’ya koyun. Eli, kolu, gözü, kulağı olmayan, hatta canlı bile olmayan bu parçacık, diğerinin ne yaptığını bilir ve ona göre davranır. İşte parçacıklar arasındaki bu etkileşim, bugün maddelerin ışınlanmasında kullanılmaktadır. Parçacıklar sürekli olarak birbirlerinin ne yaptığını bildikleri için, Çin’deki bir parçacık Avusturya’daki arkadaşının yanına kendinin aynısından bir kopya yapabilir ve böylece kendini ışınlamış olur. Bugün ışınlanma teknolojisinde yeni yeni ilerlemeler kaydediliyor olsa da, bir çok yazılı kaynakta ve kitabede günümüzden 3000 yıl önce yaşayan medeniyetlerde de bu teknolojinin kullanıldığına dair deliller vardır.

XNA: HAYATIN YENİ KİMYASAL KODU

19 Nisan’da, Birleşik Krallık’ta moleküler biyolog Vitor Pinheiro ve Philipp Holliger uzun yıllar üzerinde araştırma yaptıkları DNA ve RNA’dan, bilgi depolama özelliğine sahip bir molekül sentezlediler. Tıbbi ve endüstriyel alanlarda veri depolamada son derece büyük önem arz eden bu keşif en mühimlerden bir tanesidir.

Neden mi? Bilindiği üzere, DNA ve RNA bilgi depolama kapasitesileri meşhurdur. 1 gram DNA’nın içerisine tam 100 trilyon bilgisayar CD’si boyutunda bilgi sığabilir. Ve DNA’nın yapısı son derece karmaşıktır. DNA’nın oluşması için proteinlere, proteinin oluşması için de DNA’ya ihtiyaç vardır. Dolayısıyla da, laboratuar ortamında sıfırdan bir DNA yapmak mümkün olamayacağından, bilim adamları çareyi DNA’dan sentezleyerek molekül elde etmede bulmuşlardır. Peki sentezlemek ne demektir? Sentezleme işlemi, aslında bir bakıma fotokopi çekmeye benzetilebilir. DNA’nın bir benzerinin yapılmasıdır. İşte bu çalışmalar sonunda, ortaya gayet başarılı bir sentetik (yapay) molekül çıkmıştır: XNA. XNA, DNA gibi bilgi depolayabilir fakat; içerisinde DNA’daki gibi güçlü koruma mekanizmaları olmadığından kolaylıkla üzerinde oynanabilir. Başka bir deyişle, XNA içeriye rahatça girilip çıkılabilecek kapısı açık bir ev gibiyken; DNA dünyanın en güvenli kasası gibidir. Bunun sebebi şudur; DNA her saniye kendini kopyalarken ve veri aktarırken; sürekli saldırılara maruz kalır. Hacklemeye, şifresini kırmaya çalışanlar olduğu gibi; dışardan moleküler saldırılar yaparak içindeki bilgiyi değiştirmeye çalışanlar da olur. Fakat; DNA da hem tamir mekanizmaları hem de özel koruma şirketi gibi çalışan koruyucu proteinler olduğundan, bu çabalar sonuçsuz kalır. Bu nedenle de, DNA molekülünün laboratuarda üzerinde oynamak pek mümkün değildir. Fakat; XNA molekülü böyle güçlü bir korumaya sahip olmadığı için, üzerinde daha rahat deney yapılabilecek ve tıbbi araştırmalara yardımcı olabilecektir.

Bir Cevap Yazın